yüreğinizin şiir adresi !
...ben edebiyattan ibaretim...KAFKA

ÖFKESİNİ UYUTAN ŞEHİR

Yazılar » ÖFKESİNİ UYUTAN ŞEHİR

Övünç duymakla eş değer hüznün rakımına erişen İlahi sancım. Sardıklarımı sakladığım belki de tam tersi: niyazlarıma konan serkeş varlığım ki katmanlarında hayatın hangi tespit örter ki dünün izafi dokusunu?

 

Hayli randıman almak olası eğer ki aşkın çıtası yüksek ise ve aşkın harabesinde varlık ketum ve ısrarcıysa.

 

Metanetin eklemlerinde hicaz makamında göğün rahmeti eşleşen bulut kümeleri yine hikmetin doğasında saklı.

 

Zanların koşusunda arka ayakları tepiyor içimizdeki hayvanın oysaki yaratılmış en akıllı varlığız bir o kadar aciz belki ara namelerinde ölüm öncesi sersem varlığın da tabiatına buyur ettiğimiz içli makamlardan nasıl da alacaklı iken.

 

Yüzü olmayan seyirci; yaşı olmayan sen insan; yasını tutan ama yaşını tutamayan isyandan seğirten bir elem yine tövbelerle tutuşan gönlün yorganına kol kanat geren yüreğin sebilinden gürül gürül akan zemzem suyu.

 

Haşmetli acıları büyüten gönlün bahçıvanı; zamanın uykusuna çanak tutan dolunay; kayıtların silindiği günah bahçemiz.

 

Öfkesini uyutan şehir.

Kutsallığın şiar edindiği her hutbe

Karekökünde isimsiz şiirler

Çarpının nezaretinde büyüyen sefillik:

Kara bahtın kalender tuzaklarına

Bata çıka yürümeye ant içmiş

Cefanın yüküne set çekmiş.

 

Varlıktan kasıt yokluğun hicvi

Kökünde küflü geçmiş

Metanetin haşmetine kul köle

Hangi vasıfsa

Köhne şiirden daha alacaklı

Künyesinde sevgiyi ilah bilen terennüm.

 

 

Öfkemi gömebilirim bulutlara, kan damlayan parmaklarıma da noktayı sunabilirim, göğün merhametine kanatlanan bir melankoli olmak adına.

 

Sunumundayım acılarımın belki’lerimi gömüp dirilmek adına kuş seslerini müteakip.

 

Şimdi kibirli bir kip dillendiriyorum: sonrası meçhul.

 

Batan gemilerimi karaya çeken hangi hain ise çekilsin gözlerimin önünden ben ki bulutların pervazında nidası noksan bir söylemim; ben ki Pişekâr gölgelerde pişmiş yumurta tadında bir lanetim.

 

Sonlanmayı talep ediyorum, Tanrım: ya sen ya ben koyalım bir nokta. İki fazla olur hele ki üst üste dizilmişse.

 

Asla üç noktalı olmamalı ölümüm: gömülmeyi de arzu etmiyorum.

 

Yakıldığım kadar yaktığım gemilerle uğurlayın beni.

 

Aslıma ihanet etmemek adına mecalim kalmasa da.

 

Yanlışlarıma rest çekmek adına doğrularımla kök söktürsem de.

 

İstifli günahlarımı kolye yaptım taktım şiirlerime imge niyetine ve ölüm orucuna dönük içimdeki sevda: sevmeyi ben talep etmedim: Aşk meleği buyurdu.

 

Şimdimin itici gücünde illet bir özlem sağanağından muzdaripim.

 

Gölgelerin beynamaz sitemlerine dönük değil yüzüm. Yüzsüz nidaları serpiştirirken kuşlar kuş cennetine yolcuyum bir kanadına konduğum belki kendimce şiirlerimden kanatlar uydurduğum.

 

Yalanlar açık ara farkla doğruların kepengini indirdi madem ve matem bürüdü bunca hüznü, varsın boşluğumda boğulayım belki boş kollarında aşkın yüzümü buruşturayım.

 

Bir iklimin seyrindeyim bir de nöbetini devraldım gidici meleğimin.

 

Sarkıttığım ipi de kimse görmedi sevgi bahçemden. Kodese tıkacaktılar neredeyse. Neymiş, efendim? Adımla yaşamak bir ceza yöntemiymiş…

 

Dikenlerim kanatırken benim, acıya banan aşkı belki yüklemlerin özlemi gizli özneme ya da benim gizemim lanet emir kiplerinden aldığım her direktif ile lehime olanları aleyhime çevirdiğim.

 

Çatı katındayım ölümün: her an düşebilirim.

 

Latife yaptım ki çoktan düştüm ben.

 

Şehla bir acı kondu vücuduma bir de şahı duyguların adını anmak değil de haykırmamak adına kendimi zor tuttuğum.

 

Tutsaklığım zaten dillere destan.

 

Öykülerimde yaşayan sevgiyi değil de acıyı sever oldum sanırım canımı yakanları daha çok seviyorum.

 

İrdelediğim bir yön ya da duygu aslında içimde saklının sakındığım kadarı gözümden sonrası meçhul: ya yiteceğim ya yeteceğim.

 

 

 

 

(0)

Henüz yorum yapılmamıştır.