yüreğinizin şiir adresi !
...ben edebiyattan ibaretim...KAFKA

ANILAR TEPE TAKLAK

Yazılar » ANILAR TEPE TAKLAK

Sevgiyi telaffuz etmekle eşdeğer çalan şarkıdan sarkan o gizemli nakarat. Kayıpların da mimarı şiirlerden ördüğümüz duvarlar: bazen paye verdiğimiz pembenin rüştünü ispatlamış iyi niyeti bazense karaya çalan tohumlar çatlayıp da siyahı daha da banıyorsa zifirine ve lanetine dünyanın.

 

Tahsis ettiğim hiçlikle mevzu bahis korunaklı dünyalarımızın da istilası belki her şerrin hayra delaleti bazense lanetin kibirli arka ayaklarında şahlanan ön yargı.

 

Dünyaya geliş amacımızı sorguluyorsak an itibari ile… yanlış giden bir şeyler var… deme haddinde bulunup avazım çıktığı kadar bağırıyorum bu gece ve tüm uyurgezerlerle acil bir toplantı düzenliyorum.

 

Göğün dokusunda kırçıl isyanları saklı kuşların.

 

Ölü kuşların teyakkuzunda az sonra kopacak kıyametin de habercisi acının tavan yaptığı düşey eksen. Yatay eksende ölü çocukların ve kayıpların hacmine rağbet eden gözyaşı var.

 

Pervasızım bu gece.

 

Teyakkuzdaydım madem bir ömür boyu… dememe ne hacet.

 

Bir hastanenin beyaz duvarlarına lekeler düşmüş ve arka merdivenlerinde istimlâk edilen metruk binaların, şeytan ve ölüm meleğinin ısrarcı çığlıkları.

 

Deminde şehrin kayıtsız bulutlar volta atarken derdinde olduğum her şey yön değiştirdi.

 

Ölülerin cüzdanlarındaki tüm kartvizitler çalınıp yağmalandı bir kere. Künyesinde ölümün sadece umut benzeri lakaplar saklıydı.

 

Aklamakla karalamak arasında bir seçim yapmak zorundayız madem ben sadece racon kesenlere özenip umursamadan hayat vermek istiyorum yalnızlığın karşıtı umut ve sevgi birlikteliği iken.

 

Ekin tarlamda kargalar fink atarken aklımın erdiği masallar anlatıyorum dündeki anılarıma aslında masalı dinleyen ben iken masal anlatma rolünü üstlendiğim o ilk gece.

 

Kundağında gülücükler saçan dünya tatlısı bir bebek sanırım aklımın da ermediği bir annelik rolü biçilmiş bana ne zamanki annem arkasını dönüp kardeşimin biberonuna sıcak süt koymaya gitse.

 

Anılar tepe taklak. Andıklarım kadar şükrettiğim varlıklarına nazar değmesin diye sarıldığım dualar günümü dünümden koparıp canlı bir tefrika misali ben içine düştüğüm handikabı savsaklamaya çalışırken.

 

Sıfatların nezaretinde ikram edilen bayat espriler ve aksayan iç sesime ivme kazandıran kozamda saklı tuttuklarım.

 

Künyemde beş harf; içimde bir şehir; aklımda sadece sevip korumakla mükellef olduklarıma endamlı meziyetler yükleme konumunda ben bayağı istiflemişken hakimiyetim değil de aciz varlığımla içimin ırmaklarında yüzdürdüğüm kağıttan kayıklar.

 

Ayıp bildiklerim akabinde ve ar bildiğim…

 

Nam bildiğim; zan bellenen.

 

Sıfatlardan imtina edip zamirleri hecelere bölüp aslında ismimde ip atlayan küçük çocukların zaaflarına asla toz konduramadığım…

 

Sanırım bir ilk’i yaşıyorum son zamanlarda.

 

Aslında son olmasını temenni ettiğim bir ilk hatta hiç var olmasını temenni etmediğim.

 

Dokunuşlar pek bir kibirli.

 

Dokusu şiirin ne kinli ne de isli.

 

Aşkın hüküm sürdüğü evrende ben sadece sevgimi payidar kılıp Allah’a dönük yüzümde İlahi Aşkın tecellisi ile teselli buluyorum.

 

Ah, kayıp beyitleri kayıp benliğimin… ben ki şiirlerin nüktedanlığında akla zarar bir heceyim: gülmekle ölmek arasında gerilimli bir telim…

 

Zamanın mimarı.

 

Sevginin haşmetinde duaları yüklenip iç sesimle süslediği her kelimeyi en şanlı kul olmak adına soyut rakımında göğün somut bir kuş mu olmak istiyorum ne?

 

Şakıyan şehrin yanlı yüzü; sevici imgelerin çalıntı meşrebi ve arka yüzünde hayatın en karanlık oda hele ki söz konusu sevdiğiniz insanlardan ayrı düşme ihtimalini bir kez bile yaşama ihtimaliniz size sadece karanlığı şerh düşmüşken üstelik renginiz değil de rüştünüzü ispatladığınızı sandığınız mutluluğa da leke süren…

 

 

(0)

Henüz yorum yapılmamıştır.